21 Şubat 2011 Pazartesi

Beşiktaş artık yarını düşünmeli...

Oldum olası küçük takımlar da büyük antrenör olmayı başarabilen teknik adamları severim.Şartların zorluğuna aldırmadan,takım yaratabilen,birbirini seven ,düşünen ekip arkadaşları oluşturabilen teknik adamlar gidebildikleri her ortamda değerlidirler,fark yaratırlar. Bir de ellerine gelen kadroların avantajı ile başarıya ulaşan,büyük takımlar da büyük antrenör olmayı sağlayabilmiş teknik adamlar vardır.Şimdi siz Beşiktaş'ın antrenörü Bernd Schuster için hangi tanımlamayı yaparsınız..?

Elinde gerçekten Beşiktaş tarihinde belki de hiç bir antrenöre nasip olmamış bir kadro var. Sınırsız imkanlar,taraftar ve medya desteği,ve Beşiktaş ın başarıya ulaşması için teknik heyetin arkasında bir yönetim kurulu Peki Sonuç ne..?

Beşiktaş haftalardır istikrarsız bir oyun oynuyor.İzleyenlere keyif vermiyor. Eskisi gibi mücadeleci,topu seven ve futbol oynamayı bilen oyuncuların yarattığı takım bir anda sanki kabuk değiştirmiş gibi. Futbol takımlarının elbette tek sorumlusu teknik patronlar değildir.Başarı veya başarısızlık takım halinde sahiplenilmelidir. Ancak gelinen noktada mutlaka Beşiktaş ın geçmişte yaptıklarından bir takım dersler alması gerek.

Bu kadronun değişmesi mümkün olmayan olmazsa olmazları var. Gelen Portekizlilerin haricinde orta sahada Fabian Ernst ve Roberto Hilbert mutlaka oynatılmalı,Forvet mevkisinde Almedia gibi çabuk,fiziği yeterli ve yıpratıcı bir oyuncu orta sahanın tam desteğini alabilmeli,Beşiktaş takım halinde savunma yapmayı ve hücum edebilmeyi başarabilmeli,Guti Hernandez ' in ilerlemiş yaşına rağmen halen nasıl mücadele ettiği anlatılmalı,izletilmeli.

Ve Beşiktaş mutlaka ama mutlaka defans bloğunu şekillendirebilmeli. Haftalardır varlığı ile yokluğu belli olmayan Matteo Ferrari nasıl olur da Dinamo Kiev gibi bir takım karşısında formasını alabilir. ? Bu oyuncunun ne kadar hazır olduğunu yada olmadığı tartışılmaz mı ?

Ve belki de günümüz futbolunun en önemli bölgesi olan ,oyunu en geriden süzebilme,yönetebilme ve yönlendirebilme özelliği olan kaleci mevkisi için neden ilk onbir deki yeri ve konumu tartışılmayacak bir kaleci transfer edilmez ? Beşiktaş 'ın belkide en önemli sorunu Shorunmu yada Mrmıç gibi takımı ile özdeşleşebilecek ve herkesin taraflı tarafsız güvenebileceği bir kaleci takviyesi yapılmaması olabilir. Elbette ki kalecilik tecrübe işidir ,Bir kaleci ancak takım ile beraber sahada olursa form tutabilir. Ancak Beşiktaş 'ın şu anda ki durumunu riske atabilecek bir pozisyonu varmıdır..? Değerlendirmek gerek...

Beşiktaş ın kadrosunda ufakta olsa bir revizyona gidilmesi ve Türk futbolundan anlayan,futbolumuzun dinamiklerini yeterince bilen ve etüd edebilmiş bir antrenör' ün Schuster 'in yardımcılığına getirilmesi belkide kötüye giden takımın toparlanabilmesi için bir şanstır. Şunu kabul etmek gerek ki ligimizde gittiği takımlarda şampiyonluklar yaşamış italya ligi tecrübesi olan Zapatochny gönderilmemeliydi. Çünkü tam bir profosyonel olmasının yanısıra mücadeleci ve istikrarlıydı. Oysa şimdi defans bloğu top Beşiktaş ceza sahasına sıkıştığında oyunu soğutabilmek için yeterli hamleleri bir türlü yapamıyor.

Nobre' nin yetenekleri ve yapabilecekleri bilinmesine rağmen oldukça fazla süre alması,Sivok'un geçirdiği sakatlıktan sonra yeterince hazır olmadan kadroya dahil edilmesi ve bölgesinin alternatifi olmaması,Mehmet aurelio' nun formsuzluğu,ve en önemlisi takımın kapasitesinin farkında olmaması ; sahada bir dönem Avrupanın en önde gelen ekiplerinden biri olmasına rağmen son yıllarda esamesi dahi okunmayan Kiev ekibi karşısında rakibe mahkum bir futbol oynamasına neden oldu.Keşke sahada 2-3 Queresma daha olsaydı demeden geçemiyeceğim. Portekizli üretkenlik ve gol bulabilme adına sahada elinden gelen herşeyi yaptı.

Dünü artık unutmak gerek...Zira Futbolda dün diye bir şey yok. Bugünü ve daha önemlisi yarını kazanmak için Beşiktaş'ın rövanşı iple çekmesi lazım.Çünkü zor da olsa İnanırlarsa kazanabilirler. Taraftarının herşeye rağmen desteği ,sevgisi ve 2 takım arasında ki sıklet farkı belkide en çok güvenecekleri güç olucak.

28 Ocak 2011 Cuma

Gordon Milne bile bu kadarını beklemezdi. Ya Schuster ?

Futbol bir sonuç oyunudur. Saha içerisinde ne kadar mücadele ederseniz edin, ne kadar iyi oynarsanız oynayın eğer ki fırsatları değerlendiremiyorsanız kaybetmeye mahkumsunuz . Ve zaman sadece galip geleni hatırlıyor ne yazıkki. Beşiktaş ın senelerdir en büyük zaafı efsane üçlüsü olan Metin, Ali, Feyyaz dan sonra gol noktalarında etkili vuruşlar yapabilen , topu ceza sahasına hapseden bitirici ileri uç elemanlarından yoksun oynamasıydı.

Evet Beşiktaş zaman içerisinde elbette ki bu bölgeye yabancılar da dahil takviyeler yaptı, hatta zaman zaman başarılı da oldu ancak nedense bu oyuncular bu efsane üçlü gibi kalıcı olamadı . Zaman içerisinde ileri uca pek çok oyuncu geldi, gitti.

İngiltere’nin Qpr takımından gelen Les Ferdinand bu bölgeye yabancı oyuncu takviyesinin Stankoviç döneminden sonra ilk meyvesiydi. Gençti, Öğrenmeye açıktı ve en önemlisi yetenekleri ile gelecek vaad ediyordu. Zaten zaman geçtikçe Teknik direktör Gordon Milne vatandaşı olan bu genç çocuğu en iyi şekilde işlemesini de bilecekti. Ve Ferdinand Beşiktaş forması ile gerçekten iyi maçlar çıkardı. Ülkesine döndükten yıllar sonra Dünyanın tanıdığı bir golcü olarak sık sık olumlu anlamda Beşiktaş’ın reklamını da yapacaktı.

Beşiktaş taraftarı Gençlerbirliğinin Andre Kona , John Mousheu ve sihirbaz David Khuse hamlesi ile beraber getirdikleri Fani Madida gibi bir oyuncuyu çok sevmişti. Hatta Madida'nın istikrarı Türkiye de pek çok kimseyi şaşırtmıştı. Daha sonraki yıllar da İngiltere ‘nin Everton takımından gelen Daniel Amokachi, İtalyanların dünyaca ünlü takımı Roma da kiralık oynarken İstanbul macerasına başlayan John Carew , Fransanın Lens takımından geldiğinde kimsenin Beşiktaş ile bu denli özdeşleşeceğini tahmin etmediği Pascal Nouma ile bu bölgeye çare arandı . Başarılı da olundu.

Ancak yine de bu oyuncuların haricinde alınan Stefan Kuntz, Osvaldo Nartallo, Arield Stavrum , Ailton, Musa Ohen gibi isimler de Beşiktaş'ın gol sıkıntısı derdine çare olamadı. Ancak gözlerden kaçan bir nokta vardı. Beşiktaş bu bölgeye yerli oyuncu maalesef yetiştiremiyordu. Beşiktaş'ın altyapısından çıkıp ileri ucunda başarı ile oynayan Nihat Kahveci dışında istikrarlı ve üretken bir santrafor bulunamadı. Bu bölgede zaman zaman İlhan Mansız ve Ahmet Dursun ile formül arandı.

Şimdiler de ise Beşiktaş kadrosunu Portekiz kökenli, dünya futbolunda hatırı sayılır kariyerlere sahip 3 oyuncu ile güçlendirdi. Bu oyunculardan belki de en çok gelecek vaadedeni Hugo Almedia. Uzun boylu, güçlü, çevik, gösterişsiz fakat yararlı. Top tekniği son derece iyi ve en önemlisi ceza sahası içinde bitirici vuruşlara sahip.

Orta sahada Fernandes'in çalışkanlığı, Ernst' in üretkenliği , Guti ve Queremanın bireysel yetenekleri ile birleştiğinde Beşiktaş orta sahası ister istemez rahatlıyacak. Kanatlar da Simao ve İbrahim in sürati ve çalışkanlığı takımın orta sahası zenginleşicek. Üstelik defansın hemen önünde orta sahayı besleyebilecek Marco Aurelio gibi önemli bir oyuncu da var. Böylesine alternatifli ve potansiyeli yüksek oyunculardan kurulu bir kadro en fazla Teknik direktör Schuster in işine yarayacak.

Beşiktaş kadrosu bu gün dünyada her takımın antrenörünün görmek isteyeceği türden bir kadro. Ve bu kadronun başarılı olmak dışında hiçbir alternatifi yok. Bu belkide yeni dönemde Beşiktaş' ı en fazla zorlayacak sıkıntı. Ancak Beşiktaş ileriki yıllarda sıkıntı çekmek istemiyor ve ileri ucundan daha fazla verim almak istiyorsa mutlaka bu forma ile özdeşleşicek genç , çalışkan ve özverili bir isim yaratmalı. Bu genç isim uzun yıllardır altyapıdan çıkamıyor ve görevi a takıma oyuncu yetiştirmek olan altyapı takımlarının hepsi o genci özlemle bekliyor.

Fenerbahçe de Zico'dan günümüze...

Fenerbahçe son birkaç senedir arzu ettiği başarıyı Türkiye liginde gösteremiyor. Bunun nedenleri oldukça fazla. Ancak en önemli neden Zico döneminde alınan başarılı sonuçların şifrelerini çözememek. Arthur Zico futbol oynadığı dönemde dünyanın sayılı futbolcularından biriydi. Keza teknik direktörlük kariyeri boyunca Japonya da kazandığı başarılar ve Japonya milli takımı antrenörlüğü ona dünya çapında bir klübün kapılarını aralayabilecek başarıyı getirmişti.

O klüp Fenerbahçe idi. Fenerbahçe ye Avrupa kupalarında ki en parlak sezonunu yaşatan beyaz Pele’nin takımında takım içi arkadaşlık, uyum, birliktelik göze çarpıyordu.

Fenerbahçe dünya devlerini bir bir elerken kadrosunda ki oyuncular tecrübe dezavantajı, uyum yabancı futbolcuların yeni bir ülkeye adaptasyonu gibi pek çok sorunu da aşmış oluyordu. Baktığınız zaman defansta Lugano ile birbirlerini çok iyi tamamlayan ve tanıyan Edu gibi bir futbolcunun olması önlerinde ki futbolculara güven veriyordu. Edu sağlam fiziği, korkmayan mücadeleci yapısı ve gücü ile rakipleri oldukça zorlayan bir futbolcu profili idi. Zaman zaman kendi kalesine attığı goller dışında onun defans şeridinde de çok ta bariz hatalar yapmadığına tanık olduk.

Oysaki şimdi ki fenerbahçe defansına baktığımız da Bilica Sivasspor da ve Romanya da yaşamış olduğu form grafiğini çok aşağılara çekmiş gözüküyor. Disiplinli, kademe anlayışı olan, geriden oyunu iyi okuyan meziyetleri tamamen silinmiş. Bu da oynadığı her klüpte istikrar abidesi olan Lugano ya yansıyor.

Fenerbahçe defansın da geriden iyi oyun kuramadığı zaman orta alanda Mehmet Aurelio gibi bir oyuncunun yokluğu top kontrolü ve dağıtımında sorunlar yaşanmasına neden oluyor. Top rakipte iken yaptığı presi saymıyoruz bile. Orta alanda Appiah gibi savaşan koşan, rakibi hata yapmaya zorlayan ve takımın gediklerini kapatan bir futbolcu da olmayınca fenerbahçe orta sahası sadece Alex in kişisel yeteneklerine kalmış gözüküyor.

Çünkü hem miroslav stoch hem de christian baroni topa baskı yapmak ve takım savunması anlamında son derece yetersiz isimler. Üstelik zaman zaman orta sahaya destek veren Deivid ve tuncay gibi çok önemli 2 oyuncu da takımda yok. Ve yerlerine maalesef bu oyuncuların yerini doldurabilecek oyuncular alınmadı, alınamadı.

Fenerbahçe takımı çok gol pozisyonuna girebilir, stoch ve dia gibi 2 hızlı hücum oyuncusunun koşu performansı ve yaratıcılığı ile hücum zenginliği yaratabilir fakat takım savunması ve bölgeler arası koordinasyon gibi ciddi zaaflar sonucu kolay gol yiyen bir ekip kimliğini üzerlerinden atmaları gerek. Antrenör Aykut Kocaman a güven duyulması istikrar adına güzel bir gelişme.Çünkü hiçbir antrenör takımı ile beraber olmadan tecrübe elde edemez.

Ancak yine de keşke Aykut Kocaman büyük takım çalıştırmadan önce biraz daha tecrübe kazansaydı demeden geçemiyeceğim. Defans hattında yaşanan sorunlar , Andre Santos, Christian Baroni, gibi isimlerin form grafikleri ilerleyen günlerde muhtemelen takımı daha da zorlıyacak. Görünen o ki bu kadroya orta saha defans ve hücum hattına mutlaka takviye şart.


Şu soruyu da ayrıca sormak gerekli. Fenerbahçe yabancı oyuncu transfer ederken gözlemci ekibi bu oyuncuları nerede, ne kadar , nasıl izliyor..? Yoksa sadece 1-2 maç izlenerek mi bu oyuncular alınıyor..?

Artık görünen o ki gelinen noktada Fenerbahçe nin büyüklüğüne yakışır oyuncular transfer edilmeli. Bu yüzden basında yer alan kendilerini orta sınıf avrupa takımlarında ispat dahi edemeyen oyunculara inanmak dahi istemiyorum.